Untraceable / Öldür.com

Posted: Temmuz 6, 2008 in Öldür.com, Diane Lane, Gregory Hoblit, Kritik, Untraceable
İz bırakmıyor…

Öncelikle arada bir söz ettiğimiz, Türkçeleştirme yanlışlarından bahsetmek lazım. Seyirciyi çekmek için orijinal ismi değiştirip, abuk sabuk film isimleri yaratıldığını çok gördük. Bu kez nispeten uyumlu bir vizyon adı bulunmuş. “Untraceable” (İzi bulunamaz, İzlenemez) yerine “Öldür.com” bence mantıklı seçim. Filme dair çok fazla ipucu veriyor gibi görünse de daha kötülerini de görmüştük.
13 yıllık televizyon kariyeri sonrası adı “Stüdyo Yönetmeni”ne çıkmışken, 1996’da çektiği “Primal Fear” ile Edward Norton’u sinemaya armağan eden Gregory Hoblit altıncı filminde hala o başarıyı aramaya devam ediyor. Dile kolay sersemletici finaliyle, Norton’un harika performansı “Primal Fear”i yılın dikkat çeken filmlerinden biri yapmıştı. Hoblit yarattığı bu rüzgarı ilkin arkasına da almayı başardı. 1998’de Denzel Washington’lu “Fallen”da benzer bir ilgiyle karşılanmıştı. Bir baba ile oğulun eski bir telsizle zamanlar arası konuşabildiği “Frequency” ile de 2000 yılına parlak bir giriş yaptı Hoblit. Ama ne olduysa ondan sonra oldu zaten.
2002’de sürekli gezindiği polisiye’den savaş dramasına kaymayı seçti. Kendince savaş epiği yapmak isteyen Gregory Hoblit, “Hart’s War” ile inanılmaz bir düşüş yaşadı. İyi oyuncu kadrosuna sahip olan bu kötü film sonrası Hoblit yine bildiği sulara döndü. “Fracture” ile 5 yıl aradan sonra sağlam bir geri dönüş yaşadı.
Ve yıl 2008 Hoblit bildiği sularda yüzmeye devam ediyor. İyi oyuncularla çalışma düsturundan hala vazgeçmemiş. Diane Lane çok iyi bir performans veriyor. Ajan Jennifer Marsh, annesi ve kızı ile yaşayan bir FBI ajanı. Sanal suçlar bölümünde kızı için gece vardiyasında çalışıyor. Çalışma arkadaşı Griffin’de sosyal hayatı zayıf yeniçağ insanlarından…
Birgün “killwithme.com” adresinin ihbarı geliyor ve sitede bir kedinin öldürülmesi üzerine olaylar şekil almaya başlıyor. Site yayımcısı katilimiz, kediden sonraki kurbanlarını insanlardan seçiyor. Hemde öldürme yöntemlerini “testere”den ödünç alarak. Ne kadar çok giriş yapılırsa o kadar çabuk ölüm gerçekleşecek oyunu yeni kurbanlarla sürüyor.
Hoblit, marazi meraklarımızla yeniçağda yaşadığımız dönüşümü anlatıyor, video izleme sitelerinde çok tıklanan görüntülerin neler olduğuna odaklanıyor. İnternet sayesinde daha da fazla merak eden insanlara dönüşmemizin faturasını da bizlere kesiyor. FBI ajanının basın açıklamasında dedikleri gibi örneğin. “Bu siteye girmek cinayete yardım etmek, ortak olmaktır”
Herşey yerli yerinde gidiyorken ana mesajda inceden inceye verilirken bir dedektifin öyküye katılması ile (tamamen düz ve hiçbir şey katmayan karakter Dedektif Box) hızla irtifa kaybediyor. Üstelik gerilimini de iyi yönettiği sıralarda, katilin polis üzerinde yarattığı baskı anlarında…

Tüm karakterlerini tanıtmakla fazla uğraşmıyor Hoblit. Klasik bir iyi-kötü netliği ile ilerliyor. Ama sinema kariyerinin en kötü ve etkisiz açılışlarından birine de imza atıyor. Katilinin yüzünü seri katile dönüşüp, polise üstünlük kurmasından sonra gösteren film, her şey tam yol almışken “Kuzuların Sessizliği”vari bir karşılaşma ile de tamamen yere çakılıyor adeta.
Diane Lane’in harika performansı dışında pek oyunculuğa rastlanmayan film, Hoblit’in kariyerinin en kötülerinden biri olarak “iz bırakmadan” ortadan kayboluyor kaybolmasına ama verdiği mesaj üzerine iki çift laf etmekte fayda var. Filmin yapımcılarından Gary Lucchesi bu mesajı çok güzel özetliyor aslında;
“İnternetin son derece yararlı bir bilgi ve eğlence ortamı olduğu doğrudur. Ancak anonim bir ortam oluşu yüzünden birtakım sağlıksız meraklar uyandırma potansiyeli taşıdığını görmezden gelemeyiz. Hepimiz bilgisayarımızı açıp haberlere göz gezdirirken dedikodu sayfalarına da bakmayı ihmal etmiyoruz. Dün gece hangi film yıldızı parmaklıklar arkasına atıldı, birisiyle öpüşürken fotoğrafını çeken paparazziyi kovaladı gibi haberlere de bakmadığımızı iddia edebilir miyiz? Sonuçta hepimiz internetten üzerimize yağan bilgi/haber/enformasyon bombardımanıyla beslenen insanlar olup çıktık. Bu filmin bize sorduğu sorulardan birisi şudur: Eğer korkunç bir cinayetin işlenişine internetten canlı olarak tanıklık etme fırsatınız olsa ve bunu hiç kimsenin bilmeyeceğinden emin olsanız, o cinayeti gözünüzü kırpmadan baştan sona seyreder miydiniz?”
Sözü edilen cinayetleri bilmem ama, filmin göz kırpmadan seyredileceği yargısı fazlaca iddalı görünüyor…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s