Birdy: Bir pencere, bir tutku ve iki kanat….

Posted: Temmuz 6, 2008 in Alan Parker, Birdy, Kritik, Mathew Modine, Nicolas Cage, Peter Gabriel
Savaştan farklı yaralarla dönen iki çocukluk arkadaşının öyküsünü anlatır Birdy… Birinin yüzünü şarapnel parçası yemiş, diğerinin ise ruhu yaralanmıştır. Çocukluğundan beri kuşlara ilgi duyan, onlardan biri olup ‘Uçup gitme’ özlemi içindeki Birdy sakeri hastanedeki odasında dış dünyayla ilişkisini kesmiş biçimde yatmakta, sadece odanın küçük penceresinden masmavi gökyüzüne bakmakta ve hiç konuşmamaktadır. Çocukluğundan beri içe kapanık bir tip olan genç adam, şimdi dış dünyayla her türlü iletişimi kesmiştir. Psikoloğu derin bir ruhsal bunalım geçiren delikanlının sessizliğini bozmak amacıyla gençlik yıllarındaki en yakın arkadaşı Al’dan yardım ister. Al da savaşta yaralanan binlerce kişiden biridir ve yoksul mahallesindeki tek dostu “Birdy”i umutsuzca gerçeğe döndürmeye çalışır.
Birdy bir savaş filmi değildir. Yönetmen Alan Parker geri dönüşlerle savaş sahneleri sunsa da asıl meramı bu değil. Hatta gerçek bir savaş sonrası filmi bile sayılamaz. Çünkü asıl önemli olan Matthew Modine’in bizim gördüğümüz haldeki, ruhu yaralı, iletişimi kopuk, boynu bükük “kuş” hali değil; o noktaya nasıl geldiği. Parker iki genç kahramanının arkadaşlıklarını sevgiyle anlattığı gibi modern hayatta eksik olanları da anlatıyor. Cage’in yüzü harap olmuş, bandajla saklıyor, Modine’in yara alan yeri ise ruhu… Zaten içe dönük bir çocukken Vietnam’dan çevresiyle her türlü iletişimi kesmil biri olarak karşımıza çıkıyor. Filmin en etkileyici yanıda Modine’in olağanüstü yansıttığı bu iletişim eksikliği zaten. Alan Parker, William Wharton’un İkinci Dünya Savaşı dönemini anlatan romanından Vietnam sonrasını anlatan bir film yapmış. Sözlerle anlatılması ve konu özetine gidilmesi imkansız filmi benzersiz bir dostluğun öyküsü olduğu kadar, savaşın yıkıcı etkileri üzerine de geniş bir parabol oluşturuyor. Ve yalnız Alan Parker’ın en iyi filmi olmakla kalmıyor, olasılıkla modern sinemanın da öncü ve yol gösterici yapıtlarından biri oluyor…
Sisli gökyüzünden parmaklıklara, oradan da Birdy’nin hastanedeki odasına, sinmiş görüntüsüne akar kamera ve başlar şiir…
Al görünür hemen ardından. Oda yaralıdır. Doktorun nasılsın sorusuna “Görünmez adam gibiyim” diye cevap verir.
Tüm öykünün anahtarı Al’dadır. Onun sözüyle akar dostluk… “Ah Birdy, başıma ne işler açtın. Senin hep tuhaf tuhaf olduğunu söylerlerdi, küçük kardeşim bile… Bıçak olayını hatırlıyormusun” sözleri ile geçmişe gideriz… Filmin sık sık tekrarlayacağı yapının ilk adımı elbette tanışmalarıdır.
Tanışma sahnesinde adının sorulmasına cevap vermez Birdy, aralarındaki itiş kakış sonrası Al gitmek üzereyken, kardeşinin kuş alabileceğini söylemesi üzerine Al ve Birdy arasındaki ortaklık kurulur… Al’ın kuşlarla hiçbir alakası olmadığı daha ilk sahneden itibaren bolca işlenir…
Filmin ilk gözalıcı anı Güvercin kıyafeti sahnesidir… Kanatlardan yaptığı kıyafetle kuş toplamaya giden ikili arasındaki komik diyaloglar sonrasında Peter Gabriel’in enfes müziği eşliğinde Birdy kum yığınına atlamayı seçer, yoksa düşecektir… 5 kez slow motionla tekrarlanan sahne sonunda Birdy mutludur… “Uçtum Al, uçtum. Çok güzeldi…”
Vietnam dönüşü ikisi de gazi olmuştur. İlk karşılaşmaları da ilginçtir… Al, Birdy’nin numara yaptığını zanneder. Birdy kuş gibi tünemekte, Al ise sargılar içindeki yüzünü düşünmektedir… Traş olurken aynadaki yüzü tanıyamamaktan korkmaktadır.
Kuma atlayış Birdy’nin yaptığı kuş kafesinin yıkılması ile sonuçlanır. Oda yatağının altına büyük bir kafes yapar. Kafese girip, uçma tutkusu hakkında ipuçlarını vermeye başlar. “Öğreneceksem onları daha yakından görmeliyim. Uçarlarken orada olmalıyım”
Aldıları eski model Ford ise ikilinin ender keyifli anlarından birini yansıtır izleyiciye…Uzun uğraşlar sonrası tamir ederler arabayı… Ve hayal kurarlar… Birdy’nin okyanusu hiç görmediğini söylemesi bir sonraki sahnede yeni bir tutkuya açılır… Su altında nefesini tutan Birdy, bu deneyimi “Yoğun bir havada uçmak gibi” diye tanımlar.
Otovolanttaki çılgınlığı sırasında da sık sık tekrarlanan diyaloglardan biri gelişir… Al arkasındaki Birdy’i uyarır; “Sakın aptalca bir şey yapma Birdy, o kahrolası aptal kafandan ne geçtiğini biliyorum”
Al, kızla sevişirken Birdy nefesini tutma denemeleri yapmaktadır… Dış dünyayla ve karşı cinsle kopmalar da yavaş yavaş başlar böylece… Daha sosyal olmayı öğrenmelisin başlıklı uzun konuşmada kadın-erkek ilişkilerini konuşurlar. Ama Birdy tamamen hissizdir artık. “Aynı ineğinki gibi, sadece daha aptalca bir yerde” diyerek tanımlar, Al’ın tahrik olarak anlattığı göğüsleri…
Yönetmenin görüntüsel anlamda küçük çaplı dokunuşları da devreye girmeye başlar. Birdy’nin “Bizim yaşamımızın kuşlara nasıl göründüğünü hiç düşündün mü Al?” sorusuna kuşbakışı açıyla yanıt gelir…
Al giderek dünya üzerine yargılarda bulunmaya başlar… Birdy’i her ziyaretinde içindeki ruh ağırlaşmaya başlar… “Dünya boktan, çok boktan… Sana bir şey söyleyeyim mi? Artık bu dünyaya ayak uydurmaya çalışmıyorum. Bu dünyayı anlayamıyorum. Sadece herkes gibi ciddi olacağım!” sözleri ile ikilinin dünyaları önceki zamanda olduğu gibi paralelleşmeye başlar. Bu konuşma sonrası Birdy’nin kilitli odasından bağıra çağıra (bir an önce kapının açılması için) çıkan Al, zor yürümeye başlar…Müzikle birlikte kısa bir sahnede Vietnam kabusu işlenir…
Filmin enteresan bir karakteri de vardır. Sürekli tükürmekte olan karakterin yanıtı bellidir… “Savaştan beri ağzında kötü bir tat varmış”
Birdy’nin insanlar içindeki en keyifli anıda yine uçmaktan geçer… Okulundaki sunumunda uçmak hakkında yaptığı sunum, bir kişi hariç herkes için alay konusu olur. Daha sonra annesinin baskısı ile partiye gideceği Daisy’de kendisini sunsa bile çok uzaktadır Birdy…

Sonunda çöplükte uçma denemesi yapılır. Bisikletin önünde, kendi yaptığı kanatları takan Birdy Al’a sorar. “Nasıl görünüyorum?” Aldığı yanıt sık sık tekrarlanacaktır… “Aptal gibi”…
Doktorun sıkıştırması sonucu Al’ın Birdy’i geri döndürmesi için elinde tek koz kalır. Annesinin geri vermediği Beyzbol topları. Toplar gelene dek kalacaktır Al. Ama öfke nöbetlerini kontrol edemediğini öğreniriz… Bu öfke nöbeti savaş eleştirisini beraberinde getirir. “Komik, kahraman olduğumuz başka savaş yok. Ya oğlum… O John Wayne saçmalıklarının bizi nereye götüreceğini bilmezdik. Enayimiydik yani… Her zaman enayiydik.”
Birdy’nin ruhunun dış dünyadan kopmasının hızlanmasına yönelik enfes sahnlerden birinde de bir kedinin yaklaşmasına verdiği tepkidir. Paralel kurgu ile geçmişle birleştirilen sahne Birdy’nin içinde bulunduğu ruh halini tamamen seyirciye geçirir artık.
Kanaryasıyla neredeyse çiftleştiği vurgulanan sahnede apartman duvarında dev kuş gölgesi ve Peter Gabriel’in enfes müziği ile kilit sahnelerden biridir. “Bu düş bana, şu anki uyanışım kadar gerçek geliyor. Hangisinin nerede başlayıp hangisinin nerede bittiğini bilmiyorum” diyerek düş dünyasına dalar Birdy… Bir sonraki sahneyle artık film kendi zirve noktasını bulur. “Düşlerimde beni aşağıya çeken bir şey yok. Herşey dışımda ve uzak. Hayatımda beni burada tutan bir şey yok artık. Keşke ölebilsem ve bir kuş olarak doğabilsem” Parker da karakterin bu isteğini gerçekleştirir. Kamera odanın içinde bir kuş gibi süzülmeye başlar. Birdy artık kuş olmuştur…
Artık finale gelinir… Al yine huzursuz yürümeye başlar. Odanın kapısının önünde uyur. Bir çanta dolusu topun geldiğini görerek sevinç içinde uyanır. Ama pek işe yaramamış gibidir. Doktorda herşeyin farkına varır ve Al’a son bir veda şansı verir…
Vietnam hakkındaki herşey de bu sahneye paralel olarak verilir. Al’ın vietnama gidişi sırasında Birdy’nin sevdiği kanaryası Petra ölmüştür. Aynı duygusal patlamayı Vietnamda çığlıklar atarak verir Birdy. Şimdiki zamanda da Al’ın gidişine ağlayarak tepki verir… İşte filmin en büyüleyici anı gelmiştir… Al, Birdy’i kucaklar ve o nefis monolog başlar…

“Merak etme beni ayıramazlar senden. Dünyaya dönemem artık. Buna gücüm yok. İkimizin de hakkından geldiler. İkimiz de çıldırdık sonunda. Böyle olmasını biz istemedik ama bu yolu biz çizmedik.
Lanet olsun!
Kendimden öyle emindim ki… Ben ben olacaktım. Hiç kimse istemediğim bir şeyi yaptıramayacaktı bana. Ama şimdi şu halime bak. Posamı çıkarıyorlar. Kayıp listesinde kalıyor adımım. Nasıl bir insan olduğum hiç kimsenin umurunda bile değil. Kendimi istenmeyen köpekler gbi hissediyorum.
O bomba suratımda patladığında burnuma yanık et kokusu geldi. Çılgınca birşeydi ama o koku hoşuma gitti… Evet hoşuma gitti Birdy. Tanıdık bir kokuydu. Sonra farkına vardım ki, bu yanan benim derim, benim tenim. Ve acıyı hissetmiyordum bile.
Bundan sonra nasıl bir suratım olacak bilemiyorum Birdy. Şu sargıların altındaki benmiyim bilmiyorum. Ben, ben asker olmak istemiyorum. Sargıların altında Al olsun istiyorum Birdy. Al olsun. Sargıların altında Al olsun. Kesilmiş, biçilmiş lanet bir maske değil.
Lanet Olsun!!!
Şu dünyanın özenilecek nesi var sanki? Burda kalacağım bu dünyanın canı cehenneme… Gidip sargıları çıkarttırmama gerek yok. Ne yapmak istediğini anladım arkadaşım.
Biliyormusun? Haklısın burada saklanıp, kimseyle konuşmayalım.
Sonra da yavaş yavaş çıldıralım.
Duvarlara tırmanalım!
Haykıralım…
Tükürelim…
Karşı odadaki manyak gibi pisliğimizi duvarlara fırlatalım.
Evet, evet aynen böyle yapalım. Böyle yapalım….”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s