I’m Not There – Beni Orada Arama

Posted: Mayıs 21, 2008 in Beni Orada Arama, Bob Dylan, Cate Blanchett, Christian Bale, Heath Ledger, I'm Not There, Kritik, Richard Gere, Todd Haynes

Bob Dylan olmanın altı hali

“How many roads must the man walk down

Before you call him a man
How many seas must the white dove sail
Before she sleeps in the sand
Yes, ‘n’ how many times must the cannon balls fly
Before they’re forever banned?
The answer, my friend, is blowin’ in the wind,
The answer is blowin’ in the wind.”

Yaşayan müzik efsanesi Bob Dylan ünlü şarkısında* sorar bir adamın hangi yolları kat etmesi gerektiğini. En son “Far From Heaven / Cennetten Çok Uzakta” ile hayran kaldığımız, 2002’den beri sesi soluğu çıkmayan yönetmen Todd Haynes de belli ki Dylan’ın katettiği yolları düşünmüş.
Todd Haynes üzerine bir parantez açıp, biri iki çift laf etmekte fayda var. 1991’de çektiği ilk uzun metraj “Poison” ile Sundance film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü alarak kariyerine başlamış bir isim. Uluslar arası Festivallerden ödüller toplayan ikinci filmi “Safe” ile yerini iyice sağlamlaştıran Haynes, 1998’de yine bir efsane müzisyeni, (David Bowie) bu kez direk olmasa da dolaylı olarak anlatmıştı.
Müzik dünyası ile dirsek teması gayet iyi olan Haynes, Bob Dylan’ın onayını da alarak çektiği biyografi’de adeta tüm kuralları ters-yüz ediyor.
Dylan hakkında uzun uzadıya bilgiler vermek yerine, kafasındaki “Bob Dylan” resmini yakalamaya çalışmış. Kafasındaki resmi de tek bir kişide ya da karakterde değil, 6 karakterde ama aynı benlik de bulmuş. Ustanın uzun müzik yaşamını dönemlere ayırarak, her dönemine bir karakter vererek anlatıyor öyküsünü. Dylan bir kez bile görünmüyor, bir kez bile adı geçmiyor.
Bu anlatıma desteğini Rimbaud alıntısıyla veriyor, daha filmin başında; “Bir şair çıplak olandır. Hayaleti bile birden fazladır” Dylan’ın şair yönünü resmeden Arthur Rimbaud, kamera önünde beyaz fonda konuşuyor sadece. Ama söyledikleri beklide sadece Dylan’a değil, yaratıcılara ayna tutan sözler. “Kendini trapezci gibi hissettiğini” söyleyen, film boyunca parça parça görünen Rimbaud, rahat yaşamanın yedi altın kuralını sıralıyor. Hepsi görünmemek, fark edilmek için yapılacak şeyler iken son kuralda bombayı patlatıyor: “Hiçbir şey yaratmayın!” Rimbaud rolünde, en son koku’da izlediğimiz Ben Whishaw’ın çok iyi performans verdiğini söylemek gerek bu arada.
11 Yaşındaki hali ile izlediğimiz Woody Goothrie ile gençliğinin idolü geliyor karşımıza. Boyundan büyük laflar eden Woody’e gelen uyarıda Dylan’ın ara dönemlerinden birine ışık tutuyor adeta: “Günümüzü yaşa… Günümüz hakkında şarkılar söyle”… İdolünden, Dylan’a aktarılan en önemli söylem ise daha başlarda görünüyor perde de; “Benim anlayışıma göre şarkılar, bugüne kadar İncil’in başaramadığını başarmıştır…”
Christian Bale’in canlandırdığı Jack Rollins ile; en büyük patlamayı yaptığı yıllar ve sağlam inanan olduğu zamanlar resmediliyor. Söylemlerinin ne kadar sivri olduğunu görebileceğimiz Ödül konuşması bir yana politik söylemler de filme dahil olmuş oluyor böylece. Joan Baez rolünde sürpriz bir isim de var. Yönetmenin fetiş oyuncusu Julianne Moore! Ayrıca Kült rock grubu Sonic Youth’dan Kim Gordon’da var bu bölümün süprizlerinde. Dylan’ın en büyük patlamayı yaptığı dönemde şu sözlerle anlatılıyor denebilir; “Gerçeklerin ne olduğuna dair onun yazdıklarından ötesi yoktu”
Son iki rolünden birinde izlediğimiz Heath Ledger’in canlandırdığı Robbie Clark ile duygusal dünyasına ayna tutuluyor. Yaşadığı duygusal çıkışsızlıklarına fon olarak Amerika’da katılıyor. Nixon’un Vietnam’dan çekildiklerini açıkladığı an gibi. “Tv tarihinin en uzun savaşı” tanımlaması ile geçen Vietnam dışında başka politik görüntüler de var. Ama Robbie’nin duygusal çıkışsızlığının resminde malzeme de bol. Durup dururken erkek-kadın karşılaştırması yaptığı sahne de çok bariz belli oluyor bu durum. Birde üstüne zaten kırılgan ve kafası karışık görüntü veren Ledger’ın oyunculuğu her şeyi daha iyi hale getiriyor.
İsyancı yanını, hayat görüşünü daha fazla açık eden yanını, Jude Quinn kimliğinde Cate Blanchett canlandırıyor. Perdedeki ilk sahnesi de şok edici. Belki de Dylan hakkında en fazla ipucu yakalanabilecek karakter olduğundan içlerinde fiziksel olarak Dylan’a en yakın görünümden de fazlası yakalanmış. Jestler, mimikler, konuşması ile tam bir Dylan olmuş Blanchett. Herkesin içinde ama herkesten uzakta olarak resmedilmesi bir yana, Dylan üzerine verilmeyen tüm bilgiler kelime kelime dökülüyor neredeyse. Beatles’ında anılması da ayrı bir keyif yaratıyor. Tüm konukların içinde kendi adıyla anılan tek bir kişi var o da Allen Ginsberg.
“Artık değişti, eskisi gibi değil artık” diyenlere inat “Ben aykırılıklardan ibaretim” diyen Quinn, filmin başında Gothrie’nin şarkılarla ilgi yargısının anti tezini söylüyor bir yandan da “Bir şarkıyla değişebilecek bir dünyamız yok. Ne yaparsanız yapın, dünya hareket halinde!”
Artık yorgun ama hala isyankar olduğunu belgeleyen Billy the Kid ile çok fazla şey söz söylemiyor, herhangi bir serüvende isyancı yanının ne kadar ön planda olduğunu belgeliyor.
Özgün ismi, Dylan’ın The Basement Tapes (Sessions) için kaydettiği, ancak orijinal albümde yer almayan meşhur parçasına gönderme yapan film “I’m not there” bugüne kadar yapılmamış bir şeyi yaparak mükemmel bir iş ortaya çıkarıyor. Birbirinden iyi oyunculuklarla zenginleşen farklı karakterler… Ama hepsi birbirine bağlı 6 karakter. Hepsinin ortak benlikleri çok kolay görülebiliyor zaten. En basit örnek değişim…
Sürrealist sahnelerle, mükemmel kullandığı müziklerle, karakterlerinin ruhuna eşlik eden görüntü yönetmenliği ile sonuç olarak, bir öz yaşam öyküsünü, bir biyografiyi yaygın şekillerde anlatmak yerine zoru seçiyor Haynes. Bu seçiminde seyirciyi zorlayan çok şey var aslında. Anlatılan kişi hakkında tek bir bilgi yok. Dylan hayranları için yakalanan ipuçları, görünen imgeler yeni tanışanlar için sadece akan görüntü olarak kalıyor. Ama yönetmenin giriştiği zor yol, özellikle Dylan hayranları için mestedici güzellikte görüntüler, şiirsel repliklerle mükemmel hale geliyor.
Bob Dylan’ın 6 farklı hali perdeden, 6 farklı vücutta geçerken filme dair sonsözü kimseye bırakmıyor “I’m not There” kendisi söylüyor:
“Sanki elinizde bugün, dün ve yarın var ve hepsi aynı odaya tıkılmış.”

* Yazıda sözü geçen “Blowin’ In The Wind” adlı şarkı, Bob Dylan’ın 1963 tarihli “The Freewheelin’ Bob Dylan” albümünde yer almaktadır. Alıntı yapılan sözlerin Türkçesi ise şöyledir;

“Bir adamın katetmesi gereken ne kadar yol var
Ona erkek demeniz için
Evet, ve kaç deniz aşmalı beyaz bir güvercin
Kumlarda uyumadan önce
Evet, ve top gülleleri kaç kez atılmalı
Sonsuza dek yasaklanmalarından önce
Cevap, dostum, rüzgarla esiyor
Cevap rüzgarda uçuyor”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s